Destelere dön

🎧 40+ C1 Level Vocabulary on (Politics) || Advanced English Words Listening Podcast

Bu video, siyaset alanında kullanılan 40'tan fazla C1 seviyesi İngilizce kelimeyi derinlemesine inceliyor. Kelimelerin sadece tanımlarını değil, gerçek dünyadaki kullanımlarını ve ardındaki nüansları da açıklayarak, dinleyicilerin haberleri ve politik süreçleri daha iyi analiz etmesini sağlıyor.

C1 💬 Günlük İngilizce EN → TR 🃏 32 kart 🌍 Herkese Açık Deste
#ileri düzey #kelime #siyaset
Son güncelleme: 2026-07-28
▶ Çalışmaya Başla

Hemen pratik yap

  • 32 kart hazır
  • 4 şıklı test moduyla pekiştir
  • Tahmini süre: 4–6 dk
  • EN → TR

📊 Deste istatistikleri

Topluluğun bu destedeki performansı.

Bu deste henüz çalışılmamış. İlk çözen sen ol!

Bu destedeki kartlar

32 kart

autonomy

özerklik
+ bağımsız yönetim, kendi kendini yönetme hakkı

"After gaining autonomy, the country set up its own laws and government."

Özerklik kazandıktan sonra ülke kendi yasalarını ve hükümetini kurdu.

👍 0 👎 0

multilateral

çok taraflı
+ birden çok ülkeyi içeren

"International policy makers meet about climate funding in multilateral agreements."

Uluslararası politika yapıcılar, çok taraflı anlaşmalarda iklim finansmanı hakkında bir araya gelir.

👍 0 👎 0

to sway

etkilemek
+ yönlendirmek, ikna etmek

"Lobbying is a strategic effort to sway people in power."

Lobicilik, iktidardakileri etkilemek için stratejik bir çabadır.

👍 0 👎 0

to overhaul

kökten değiştirmek
+ elden geçirmek, baştan aşağı yenilemek

"Reform is not just tinkering; it's more like an overhaul, reimagining the structure."

Reform sadece ufak tefek değişiklikler yapmak değildir; daha çok bir elden geçirme, yapıyı yeniden tasarlamadır.

👍 0 👎 0

to petition

dilekçe vermek
+ başvurmak, resmi olarak talep etmek

"The right to petition your government is a fundamental right in many places."

Hükümetinize dilekçe verme hakkı, birçok yerde temel bir haktır.

👍 0 👎 0

self-determination

kendi kaderini tayin hakkı
+ self-determinasyon

"Sovereignty and autonomy represent ultimate independence and self-determination."

Egemenlik ve özerklik, nihai bağımsızlığı ve kendi kaderini tayin hakkını temsil eder.

👍 0 👎 0

electoral college

seçiciler kurulu
+ ABD başkanlık seçim sistemi

"The electoral college deciding US presidents highlights specific historical electoral structures."

ABD başkanlarını belirleyen seçiciler kurulu, belirli tarihsel seçim yapılarını vurgular.

👍 0 👎 0

turnout

katılım oranı (seçim)
+ seçmen katılımı

"Electoral turnout is a sign of civic engagement."

Seçimlere katılım oranı, sivil katılımın bir göstergesidir.

👍 0 👎 0

reshuffle

değişiklik
+ yeniden düzenleme (kabine), kabine değişikliği

"A cabinet reshuffle often aims to bring in fresh ideas and tackle pressing issues."

Bir kabine değişikliği genellikle yeni fikirler getirmeyi ve acil sorunları ele almayı amaçlar.

👍 0 👎 0

red tape

bürokratik engeller
+ kırtasiyecilik, resmi işlemlerdeki gecikmeler

"Managers often complain about bureaucracy being an obstacle, all that red tape."

Yöneticiler genellikle bürokrasinin bir engel olduğundan, tüm o kırtasiyecilikten şikayet eder.

👍 0 👎 0

checks and balances

denetim ve denge
+ güçler ayrılığı mekanizması

"The constitution's role in checks and balances ensures laws don't overstep."

Anayasanın denetim ve dengedeki rolü, yasaların sınırı aşmamasını sağlar.

👍 0 👎 0

judicial oversight

yargı denetimi
+ yargısal gözetim

"A court ruling a law unconstitutional is an example of judicial oversight."

Bir mahkemenin bir yasayı anayasaya aykırı bulması, yargı denetimine bir örnektir.

👍 0 👎 0

to enshrine

güvence altına almak
+ kutsal saymak, yasal olarak korumak

"The constitution enshrines equality and human dignity."

Anayasa eşitlik ve insan onurunu güvence altına alır.

👍 0 👎 0

grassroots

taban
+ halk tabanı, tabandan gelen

"Grassroots activism, community efforts starting with everyday people, played a massive role in passing environmental laws."

Sıradan insanlarla başlayan topluluk çabaları olan taban aktivizmi, çevre yasalarının çıkarılmasında büyük rol oynadı.

👍 0 👎 0

nuance

nüans
+ ince ayrıntı, küçük fark

"We'll dig into the meanings, the nuances, and how they pop up in the real world."

Anlamları, nüansları ve gerçek dünyada nasıl ortaya çıktıklarını derinlemesine inceleyeceğiz.

👍 0 👎 0

to dissect

incelemek
+ analiz etmek, derinlemesine analiz etmek

"You need the vocabulary to dissect and analyze what's going on in politics."

Siyasette olup biteni incelemek ve analiz etmek için kelime bilgisine ihtiyacınız var.

👍 0 👎 0

to lobby

lobicilik yapmak
+ etkilemeye çalışmak, ikna etmeye çalışmak

"The pharmaceutical industry is known for lobbying lawmakers to push for faster drug approvals."

İlaç endüstrisi, daha hızlı ilaç onayları için yasa koyuculara lobi yapmasıyla bilinir.

👍 0 👎 0

sovereign

egemen
+ bağımsız, kendi kendini yöneten

"A treaty was signed to ensure the sovereign rights of the country were respected by its neighbors."

Ülkenin egemenlik haklarına komşuları tarafından saygı gösterilmesini sağlamak için bir anlaşma imzalandı.

👍 0 👎 0

electoral

seçimle ilgili
+ seçimsel, seçimlere ait

"Electoral reforms aim to stop fraud and make voting easier."

Seçim reformları, hileyi önlemeyi ve oy vermeyi kolaylaştırmayı amaçlar.

👍 0 👎 0

congressional

kongreyle ilgili
+ kongreye ait, ABD Kongresi'ne ilişkin

"Congressional hearings investigate scandals and policy failures, providing checks on the executive branch."

Kongre oturumları skandalları ve politika başarısızlıklarını araştırır, yürütme organı üzerinde denetim sağlar.

👍 0 👎 0

federalism

federalizm
+ federe sistem, merkezi ve yerel yönetimlerin güç paylaşımı

"Federalism was designed to protect state sovereignty while keeping a unified nation."

Federalizm, birleşik bir ulusu korurken eyalet egemenliğini korumak için tasarlandı.

👍 0 👎 0

cabinet

kabine
+ bakanlar kurulu, hükümetin üst düzey yönetici grubu

"A cabinet reshuffle often aims to bring in fresh ideas and tackle pressing issues."

Bir kabine değişikliği genellikle yeni fikirler getirmeyi ve acil sorunları ele almayı amaçlar.

👍 0 👎 0

administrative

idari
+ yönetimsel, yönetimle ilgili

"Administrative staff handle election logistics, providing crucial support for democracy."

İdari personel seçim lojistiğini yürütür, demokrasi için hayati destek sağlar.

👍 0 👎 0

bureaucracy

bürokrasi
+ memuriyet sistemi, kırtasiyecilik

"Managers often complain about bureaucracy being an obstacle, but navigating it is essential for permits."

Yöneticiler genellikle bürokrasinin bir engel olduğundan şikayet eder, ancak izinler için onu yönetmek esastır.

👍 0 👎 0

mandate

yetki
+ vekalet, seçimle verilen yetki

"The election gave the party a clear mandate for economic reform."

Seçim, partiye ekonomik reform için açık bir yetki verdi.

👍 0 👎 0

policy maker

politika yapıcı
+ karar alıcı, strateji belirleyici

"A policy maker praised for improving healthcare access designed systems serving millions."

Sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirdiği için övülen bir politika yapıcı, milyonlara hizmet eden sistemler tasarladı.

👍 0 👎 0

legislation

yasama
+ mevzuat, yasa yapma süreci, çıkarılan yasalar

"New legislation to curb online misinformation was introduced after months of debate."

Aylarca süren tartışmalardan sonra çevrimiçi yanlış bilgiyi engellemek için yeni bir yasa tasarısı sunuldu.

👍 0 👎 0

constitutional

anayasal
+ anayasaya uygun, anayasayla ilgili

"A court ruling a law unconstitutional is an example of judicial oversight."

Bir mahkemenin bir yasayı anayasaya aykırı bulması, yargı denetimine bir örnektir.

👍 0 👎 0

constitution

anayasa
+ temel yasa

"South Africa's 1996 constitution enshrines equality and human dignity."

Güney Afrika'nın 1996 anayasası eşitlik ve insan onurunu güvence altına alır.

👍 0 👎 0

activist

aktivist
+ eylemci, sosyal veya siyasi değişim için çalışan kişi

"An animal rights activist staged an awareness campaign outside the laboratory."

Bir hayvan hakları aktivisti, laboratuvarın önünde bir farkındalık kampanyası düzenledi.

👍 0 👎 0

activism

aktivistlik
+ eylemcilik, sosyal veya siyasi değişim çabası

"She has been involved in activism since her teens, tirelessly pushing for gender equality."

Gençliğinden beri aktivizmin içinde yer alıyor, yorulmadan cinsiyet eşitliği için mücadele ediyor.

👍 0 👎 0

reform

reform yapmak
+ ıslah etmek, yeniden yapılandırmak, düzeltmek

"The school board decided to reform the grading system to make it fairer."

Okul yönetim kurulu, not sistemini daha adil hale getirmek için reform yapmaya karar verdi.

👍 0 👎 0

💬 Bu deste hakkında hızlı yorumlar

Tek tıkla bu içeriğe hızlı bir izlenim bırak. Bir aktif yorumun olur; yenisini seçersen eskisi güncellenir.

Toplam yorum
👍 Olumlu 0 👎 Olumsuz 0 💬 Nötr 0 🎉 Eğlenceli 0
Hızlı yorum bırakmak ister misin? Giriş yap veya ücretsiz hesap aç.

Topluluk yorumları

Henüz yorum yok. Üye olunca sen de yorum bırakabilirsin.
📢 Sponsorlu
Danger.TR

Danger.TR

Maceracı gezginlerin keşif ve paylaşım platformu. Geziler yada Rotalar planla, seninle aynı yere gidenleri gör, deneyimlerini paylaş.

İncele