Destelere dön

🎧 You Don't Have One Life | B2+ English Listening Practice

Hayatı tek bir hikaye olarak görmek yerine günleri ayrı dünyalar olarak değerlendirmeyi öneren bu video, her günün kendi içinde tamamlanmış bir deneyim olduğunu anlatıyor. Farkındalıkla yaşanan anların zamanı yavaşlattığını, otopilotta geçen günlerin ise boş ve hızlı hissettirdiğini vurguluyor.

B2 💬 Günlük İngilizce EN → TR 🃏 19 kart 🌍 Herkese Açık Deste
#dinleme #günlük konuşma #kelime #kişisel gelişim
Son güncelleme: 2026-11-04
▶ Çalışmaya Başla

Hemen pratik yap

  • 19 kart hazır
  • 4 şıklı test moduyla pekiştir
  • Tahmini süre: 2–4 dk
  • EN → TR

📊 Deste istatistikleri

Topluluğun bu destedeki performansı.

✨

Bu deste henüz çalışılmamış. İlk çözen sen ol!

Bu destedeki kartlar

19 kart

configuration

düzen
+ kombinasyon, yapılandırma, bir araya geliş biçimi

"The specific configuration of your life today will never be repeated."

Bugünkü hayatının bu özel düzeni asla tekrarlanmayacak.

👍 0 👎 0

postpone

ertelemek
+ geciktirmek, sonraya bırakmak

"People often postpone what matters most, waiting to feel ready."

İnsanlar genellikle en önemli şeyleri, hazır hissetmeyi bekleyerek erteler.

👍 0 👎 0

freeze

donup kalmak
+ hareket edememek, kilitlenmek

"When the stakes feel too high, people freeze and make no decision at all."

Riskler çok yüksek hissettirdiğinde, insanlar donup kalır ve hiç karar veremez.

👍 0 👎 0

slip away

kayıp gitmek
+ elden kaçmak, sessizce geçip gitmek, fark edilmeden yok olmak

"A single, unrepeatable life can slip away while you are not yet living it correctly."

Tek ve tekrarlanamaz bir hayat, sen onu doğru yaşamaya başlamadan kayıp gidebilir.

👍 0 👎 0

unremarkable

sıradan
+ dikkat çekmeyen, olağan, önemsiz görünen

"The day that changes your life often looks unremarkable from the outside."

Hayatını değiştiren gün, dışarıdan genellikle sıradan görünür.

👍 0 👎 0

accumulation

birikim
+ toplanma, yığılma

"The sheer accumulation of days has made you the person you are today."

Günlerin sadece birikimi seni bugünkü kişi yaptı.

👍 0 👎 0

genuine presence

gerçek anlamda var olma
+ hakiki farkındalık, samimi bir şekilde orada olma

"Genuine presence in a conversation means truly listening, not just waiting to speak."

Bir konuşmada gerçek anlamda var olmak, sadece konuşmayı beklemek değil, gerçekten dinlemektir.

👍 0 👎 0

in retrospect

geriye dönüp bakınca
+ geçmişe bakıldığında, sonradan düşününce

"In retrospect, that ordinary afternoon was the day that changed everything."

Geriye dönüp bakınca, o sıradan öğleden sonra her şeyi değiştiren gündü.

👍 0 👎 0

discharge an obligation

bir yükümlülüğü yerine getirmek
+ bir görevi tamamlamak, üzerine düşeni yapmak

"Going through the day just discharging obligations leaves you feeling empty."

Günü sadece yükümlülükleri yerine getirerek geçirmek insanı boş hissettirir.

👍 0 👎 0

relitigate

geçmişi tekrar tekrar tartışmak
+ eski bir konuyu yeniden açmak, geçmişi didik didik etmek

"Instead of being present, she spent the day relitigating old arguments in her head."

Anı yaşamak yerine, günü kafasında eski tartışmaları tekrar tekrar kurcalayarak geçirdi.

👍 0 👎 0

autopilot

otopilot
+ otomatik pilot, bilinçsizce hareket etme

"Most people move through their days on autopilot, not fully present."

Çoğu insan günlerini otopilot modunda, tam anlamıyla orada olmadan geçirir.

👍 0 👎 0

metabolize

özümsemek
+ sindirmek, işlemek, kendine katmak

"Most days are metabolized into who you are without being consciously remembered."

Çoğu gün bilinçli olarak hatırlanmadan, kim olduğunun bir parçası haline gelir.

👍 0 👎 0

rehearsal

prova
+ deneme, hazırlık

"Today is not a rehearsal for your real life; it is the real thing."

Bugün gerçek hayatının provası değil; gerçeğin ta kendisi.

👍 0 👎 0

stagnation

durgunluk
+ durağanlık, ilerleme kaydedememe

"Periods of stagnation are not wasted time; they are part of life."

Durgunluk dönemleri boşa geçmiş zaman değildir; hayatın bir parçasıdır.

👍 0 👎 0

irreversible

geri döndürülemez
+ telafi edilemez, değiştirilemez

"Seeing life as one irreversible story makes every mistake feel catastrophic."

Hayatı geri döndürülemez tek bir hikâye olarak görmek her hatayı felaket gibi hissettirir.

👍 0 👎 0

paralysis

felç olma
+ donup kalma, hareketsizlik, karar verememe

"The pressure of having only one life can create a kind of paralysis."

Tek bir hayata sahip olma baskısı bir tür donup kalmaya yol açabilir.

👍 0 👎 0

turning point

dönüm noktası
+ kritik an, değişim noktası

"The conversation at the party became a turning point in her life."

Partideki konuşma onun hayatında bir dönüm noktası oldu.

👍 0 👎 0

dissolve into forgetting

unutulup gitmek
+ hafızadan silinmek, yok olup gitmek

"Many ordinary days dissolve into forgetting without leaving a trace."

Birçok sıradan gün iz bırakmadan unutulup gider.

👍 0 👎 0

inhabit a day

bir günü tam anlamıyla yaşamak
+ günü dolu dolu deneyimlemek, günün içinde olmak

"To inhabit a day means to be fully present in each moment."

Bir günü tam anlamıyla yaşamak, her anında tamamen var olmak demektir.

👍 0 👎 0

💬 Bu deste hakkında hızlı yorumlar

Tek tıkla bu içeriğe hızlı bir izlenim bırak. Bir aktif yorumun olur; yenisini seçersen eskisi güncellenir.

Toplam yorum
👍 Olumlu 0 👎 Olumsuz 0 💬 Nötr 0 🎉 Eğlenceli 0
Hızlı yorum bırakmak ister misin? Giriş yap veya ücretsiz hesap aç.

Topluluk yorumları

Henüz yorum yok. Üye olunca sen de yorum bırakabilirsin.
📢 Sponsorlu
GebzeMoto.com

GebzeMoto.com

Birlikte süren , birlikte eğlenen , birlikte maceralara atılan bir ekibin parçası olmak istersen bekleriz.

İncele