Destelere dön

🎧 Headway Upper-Intermediate Unit 1: Evden Uzakta

Seyahat, ev kavramı ve teknolojinin iletişime etkisi üzerine kelime ve ifadeler.

B2 💬 Günlük İngilizce EN → TR 🃏 25 kart 🌍 Herkese Açık Deste
#diyalog #ev kavramı #headway #seyahat #small-talk #teknoloji
Son güncelleme: 2026-06-11
▶ Çalışmaya Başla

Hemen pratik yap

  • 25 kart hazır
  • 4 şıklı test moduyla pekiştir
  • Tahmini süre: 3–5 dk
  • EN → TR

📊 Deste istatistikleri

Topluluğun bu destedeki performansı.

Bu deste henüz çalışılmamış. İlk çözen sen ol!

Bu destedeki kartlar

25 kart

poste restante

posta restant (posta merkezinde bekletilen mektup)
+ merkez posta

"You had to get mail sent to the local post office; this was called poste restante."

Postanızı yerel postaneye göndertmek zorundaydınız; buna poste restante denirdi.

👍 0 👎 0

nightmare situation

kâbus gibi durum
+ korkunç bir durum

"It sounds like a nightmare situation."

Kâbus gibi bir durum gibi geliyor.

👍 0 👎 0

devastated

çok üzgün
+ yıkılmış, mahvolmuş

"If I lost my phone I'd be really devastated."

Telefonumu kaybedersem gerçekten yıkılırım.

👍 0 👎 0

live in the moment

anı yaşamak
+ şimdiki ana odaklanmak

"Maybe I'm not living in the moment quite so much."

Belki de anı pek fazla yaşamıyorum.

👍 0 👎 0

keep up to date

güncel kalmak
+ haberdar olmak

"They can keep up to date with your news without directly interacting."

Doğrudan etkileşime girmeden haberlerinizden haberdar olabilirler.

👍 0 👎 0

messaging app

mesajlaşma uygulaması
+ anlık mesajlaşma uygulaması

"I normally use messaging apps like Facebook Messenger, WhatsApp."

Genellikle Facebook Messenger, WhatsApp gibi mesajlaşma uygulamaları kullanıyorum.

👍 0 👎 0

develop photos

fotoğraf bastırmak
+ film banyo ettirmek

"He didn't see the photos until he returned home and had them developed."

Eve dönüp fotoğrafları bastırana kadar onları görmedi.

👍 0 👎 0

film camera

filmli fotoğraf makinesi
+ analog kamera

"Mark had to rely on a film camera to record his experiences."

Mark deneyimlerini kaydetmek için filmli bir fotoğraf makinesine güvenmek zorundaydı.

👍 0 👎 0

rucksack

sırt çantası

"You had your rucksack and your guide book."

Sırt çantanız ve rehber kitabınız vardı.

👍 0 👎 0

guide book

rehber kitap
+ seyahat rehberi

"You had your rucksack and your guide book and your Lonely Planet guide."

Sırt çantanız, rehber kitabınız ve Lonely Planet rehberiniz vardı.

👍 0 👎 0

citizen of the world

dünya vatandaşı
+ evrensel insan

"I think of myself as a citizen of the world; home is where I am."

Kendimi bir dünya vatandaşı olarak görüyorum; ev neredeysem orasıdır.

👍 0 👎 0

stay in touch

iletişimde kalmak
+ irtibatı sürdürmek

"It's now nearly as easy to stay in touch with a friend living on the other side of the world."

Artık dünyanın öbür ucunda yaşayan bir arkadaşla iletişimde kalmak neredeyse o kadar kolay.

👍 0 👎 0

telegram

telgraf

"If something was urgent you had to send a telegram."

Acil bir şey varsa telgraf göndermek zorundaydınız.

👍 0 👎 0

rewarding

ödüllendirici
+ tatmin edici, karşılığını veren

"Living away from home is probably the most rewarding and educational thing I've done."

Evden uzakta yaşamak muhtemelen yaptığım en ödüllendirici ve eğitici şey.

👍 0 👎 0

rely on

güvenmek
+ bel bağlamak, dayanmak

"People had to rely on letters that could take months to arrive."

İnsanlar aylar sürebilen mektuplara güvenmek zorundaydı.

👍 0 👎 0

transform

dönüştürmek
+ değiştirmek

"Technology has transformed the experience of international travel and communication."

Teknoloji, uluslararası seyahat ve iletişim deneyimini dönüştürdü.

👍 0 👎 0

accessible

erişilebilir
+ ulaşılabilir

"Flying was a time-consuming and expensive business that simply wasn't accessible to everyday people."

Uçmak, sıradan insanların erişemeyeceği zaman alıcı ve pahalı bir işti.

👍 0 👎 0

far-flung

uzak
+ ıssız, dünyanın öbür ucundaki

"We can fly internationally to a far-flung destination."

Uluslararası olarak dünyanın öbür ucundaki bir yere uçabiliyoruz.

👍 0 👎 0

dead end town

çıkmaz kasaba
+ gelişmemiş yer, ücra kasaba

"I now think of it as slightly more of a dead end town than I did when I grew up there."

Artık orayı büyüdüğüm zamankinden biraz daha çıkmaz bir kasaba olarak görüyorum.

👍 0 👎 0

preconception

ön yargı
+ peşin hüküm

"You hear about lots of preconceptions of different areas."

Farklı bölgeler hakkında birçok ön yargı duyuyorsunuz.

👍 0 👎 0

sense of ownership

sahiplik duygusu
+ kendine ait hissetme

"Now home is more of my own space and a sense of ownership."

Artık ev daha çok kendi alanım ve bir sahiplik duygusu.

👍 0 👎 0

transition

geçiş
+ değişim

"Going traveling around for different universities hasn't been a huge transition."

Farklı üniversiteler için seyahat etmek büyük bir geçiş olmadı.

👍 0 👎 0

adapt

uyum sağlamak
+ adapte olmak

"It's quite difficult to adapt to living away from the family home."

Aile evinden uzakta yaşamaya uyum sağlamak oldukça zor.

👍 0 👎 0

cosmopolitan citizen

dünya vatandaşı
+ kozmopolit birey

"I feel like a bigger part of society now, like a more cosmopolitan citizen."

Artık toplumun daha büyük bir parçası, daha kozmopolit bir vatandaş gibi hissediyorum.

👍 0 👎 0

settle in

alışmak
+ yerleşmek, uyum sağlamak

"The first couple of weeks it can be difficult settling in."

İlk birkaç hafta alışmak zor olabilir.

👍 0 👎 0

💬 Bu deste hakkında hızlı yorumlar

Tek tıkla bu içeriğe hızlı bir izlenim bırak. Bir aktif yorumun olur; yenisini seçersen eskisi güncellenir.

Toplam yorum
👍 Olumlu 0 👎 Olumsuz 0 💬 Nötr 0 🎉 Eğlenceli 0
Hızlı yorum bırakmak ister misin? Giriş yap veya ücretsiz hesap aç.

Topluluk yorumları

Henüz yorum yok. Üye olunca sen de yorum bırakabilirsin.