Destelere dön

B2 — Müzakere ve İkna Dili

Bu deste, iş müzakerelerinde ve ikna gerektiren durumlarda kullanılan güçlü ifadeleri ve terimleri öğretir; anlaşma süreçlerinde daha etkili olmanızı sağlar.

B2 💼 İş İngilizcesi EN → TR 🃏 20 kart 🌍 Herkese Açık Deste
#business #negotiations #persuasion
Son güncelleme: 2026-06-10
▶ Çalışmaya Başla

Hemen pratik yap

  • 20 kart hazır
  • 4 şıklı test moduyla pekiştir
  • Tahmini süre: 2–4 dk
  • EN → TR

📊 Deste istatistikleri

Topluluğun bu destedeki performansı.

Bu deste henüz çalışılmamış. İlk çözen sen ol!

Bu destedeki kartlar

20 kart

proposal

teklif
+ öneri, proje önerisi

"Our proposal includes a detailed timeline and cost breakdown."

Teklifimiz detaylı bir zaman çizelgesi ve maliyet dökümünü içermektedir.

👍 0 👎 0

value proposition

değer önerisi
+ müşteriye sunulan değer, avantaj teklifi

"Our value proposition is faster delivery and better customer support."

Değer önerimiz, daha hızlı teslimat ve daha iyi müşteri desteğidir.

👍 0 👎 0

negotiate in good faith

iyi niyetle müzakere etmek
+ dürüst pazarlık yapmak, samimi olmak

"Both parties agreed to negotiate in good faith to avoid legal disputes."

Her iki taraf da yasal anlaşmazlıklardan kaçınmak için iyi niyetle müzakere etmeyi kabul etti.

👍 0 👎 0

back down

geri adım atmak
+ vazgeçmek, taviz vermek

"Neither manager was willing to back down on their budget requests."

Hiçbir yönetici bütçe taleplerinden geri adım atmaya istekli değildi.

👍 0 👎 0

incentive

teşvik
+ özendirme, cazibe unsuru

"Offering a small discount can be a strong incentive for early payment."

Küçük bir indirim sunmak, erken ödeme için güçlü bir teşvik olabilir.

👍 0 👎 0

seal the deal

anlaşmayı sonuçlandırmak
+ işi bitirmek, kesinleştirmek

"We are just one signature away from sealing the deal."

Anlaşmayı sonuçlandırmaya sadece bir imza kaldı.

👍 0 👎 0

have the upper hand

üstünlük sağlamak
+ avantajlı durumda olmak, üstün olmak

"Because we have multiple suppliers, we have the upper hand in price discussions."

Birden fazla tedarikçimiz olduğu için fiyat görüşmelerinde üstünlük sağlıyoruz.

👍 0 👎 0

non-negotiable

pazarlık götürmez
+ değiştirilemez, tartışılmaz

"The delivery date is non-negotiable due to our production schedule."

Teslimat tarihi, üretim programımız nedeniyle pazarlık götürmez.

👍 0 👎 0

give-and-take

karşılıklı ödün verme
+ fedakarlık alışverişi, uzlaşma

"Successful negotiation requires a healthy amount of give-and-take."

Başarılı müzakere, sağlıklı bir miktarda karşılıklı ödün verme gerektirir.

👍 0 👎 0

meet halfway

orta yolu bulmak
+ karşılıklı adım atmak, uzlaşmak

"Neither party got everything they wanted, but we agreed to meet halfway."

Hiçbir taraf istediği her şeyi alamadı, ancak orta yolu bulmayı kabul ettik.

👍 0 👎 0

leverage

avantaj kullanmak
+ kaldıraç olarak kullanmak, faydalanmak

"We can leverage our existing customer base to enter new markets."

Yeni pazarlara girmek için mevcut müşteri tabanımızı avantaj olarak kullanabiliriz.

👍 0 👎 0

sell someone on

birini ikna etmek
+ fikri kabul ettirmek, inandırmak

"We need to sell the board on our new expansion strategy."

Yönetim kurulunu yeni genişleme stratejimize ikna etmeliyiz.

👍 0 👎 0

persuasive

ikna edici
+ inandırıcı, tesirli

"She made a persuasive argument for increasing the marketing budget."

Pazarlama bütçesini artırmak için ikna edici bir argüman sundu.

👍 0 👎 0

deadlock

çıkmaz
+ kilitlenme, anlaşmazlık

"The negotiations reached a deadlock when neither side would lower their price."

Hiçbir taraf fiyatını düşürmeyince müzakereler çıkmaza girdi.

👍 0 👎 0

win-win

kazan-kazan
+ herkesin kazançlı çıktığı, çift kazançlı

"Our goal is to create a win-win situation for both companies."

Hedefimiz her iki şirket için de kazan-kazan durumu yaratmak.

👍 0 👎 0

concession

taviz
+ ödün, fedakarlık

"Making a small concession now could lead to a better deal later."

Şimdi küçük bir taviz vermek, daha sonra daha iyi bir anlaşmaya yol açabilir.

👍 0 👎 0

counteroffer

karşı teklif
+ karşı öneri, karşı teklifte bulunmak

"We received their initial proposal and are preparing a counteroffer."

İlk tekliflerini aldık ve bir karşı teklif hazırlıyoruz.

👍 0 👎 0

compromise

uzlaşmak
+ orta yolu bulmak, taviz vermek

"Both parties need to compromise to reach a mutually beneficial agreement."

Karşılıklı fayda sağlayan bir anlaşmaya varmak için her iki taraf da uzlaşmalıdır.

👍 0 👎 0

bottom line

son çizgi
+ en düşük kabul edilebilir sınır, net kar

"Our bottom line for this deal is a 10 percent increase in revenue."

Bu anlaşma için son çizgimiz, gelirde yüzde onluk bir artıştır.

👍 0 👎 0

walk away

masadan kalkmak
+ vazgeçmek, ayrılmak

"If they don't meet our minimum price, we are prepared to walk away."

Minimum fiyatımızı karşılamazlarsa, masadan kalkmaya hazırız.

👍 0 👎 0

💬 Bu deste hakkında hızlı yorumlar

Tek tıkla bu içeriğe hızlı bir izlenim bırak. Bir aktif yorumun olur; yenisini seçersen eskisi güncellenir.

Toplam yorum
👍 Olumlu 0 👎 Olumsuz 0 💬 Nötr 0 🎉 Eğlenceli 0
Hızlı yorum bırakmak ister misin? Giriş yap veya ücretsiz hesap aç.

Topluluk yorumları

Henüz yorum yok. Üye olunca sen de yorum bırakabilirsin.