fall in love
"Falling in love is the easy part."
Aşık olmak işin kolay kısmı.
Bir psikolojik çalışma kapsamında 36 soruyla âşık olan bir çiftin hikâyesi, medyanın ilgisiyle birlikte aşkın kısa yoldan garantilenebileceği yanılgısını doğurur. Oysa âşık olmak kolaydır; asıl zorluk, bu seçimi her gün yeniden yaparak âşık kalmayı sürdürmektir.
Topluluğun bu destedeki performansı.
| # | Kullanıcı | Çalışma | Doğru | Doğruluk | Süre |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 |
|
1 | 1 | %100 | — |
Sadece istatistik paylaşımına izin veren kullanıcılar görünür.
"Falling in love is the easy part."
Aşık olmak işin kolay kısmı.
"But falling in love is not the same as staying in love."
Ancak aşık olmak, aşık kalmakla aynı şey değil.
"The researchers wanted to increase interpersonal closeness using what Aron called 'sustained, escalating, reciprocal, personalistic self-disclosure'."
Araştırmacılar, Aron'un 'sürekli, artan, karşılıklı, kişisel kendini açma' dediği şeyi kullanarak kişiler arası yakınlığı artırmak istediler.
"The original goal was to increase interpersonal closeness."
Orijinal amaç kişiler arası yakınlığı artırmaktı.
"Could it produce real love, sustainable love?"
Gerçek aşk, sürdürülebilir bir aşk üretebilir miydi?
"What I want from love is a guarantee."
Aşktan istediğim şey garanti.
"What many of us really want from love is to be known, seen, understood."
Pek çoğumuzun aşktan gerçekten istediği şey bilinmek, görülmek, anlaşılmak.
"The story the media tells about the 36 questions is that there might be a shortcut to falling in love."
Medyanın 36 soruyla ilgili anlattığı hikâye, aşık olmanın kısa bir yolu olabileceği.
"We are in love because we both chose to be."
Âşığız, çünkü ikimiz de böyle olmasını seçtik.
"Instead, I turned my relationship into a kind of myth that I didn't really believe in."
Onun yerine ilişkimi pek inanmadığım bir tür mite dönüştürdüm.
Tek tıkla bu içeriğe hızlı bir izlenim bırak. Bir aktif yorumun olur; yenisini seçersen eskisi güncellenir.
Bu kelime videoda anında geçiyor.
Videodaki cümle