to catch the eye of
"His performance caught the eye of producers and critics."
Performansı yapımcıların ve eleştirmenlerin dikkatini çekti.
Leonardo DiCaprio'nun yoksulluk ve reddedilme ile başlayıp, azim ve yeteneğiyle dünyanın en saygın aktörlerinden biri haline gelişini anlatan ilham verici bir hikaye. Bu öykü, onun zorlu çocukluğundan Titanik ile kazandığı büyük şöhrete kadar olan yolculuğunu ve sanatına olan bağlılığını gözler önüne seriyor.
Topluluğun bu destedeki performansı.
Bu deste henüz çalışılmamış. İlk çözen sen ol!
"His performance caught the eye of producers and critics."
Performansı yapımcıların ve eleştirmenlerin dikkatini çekti.
"He didn't chase money; he chased greatness."
Paranın değil, büyüklüğün peşinden koştu.
"He was heartbroken when he didn't get an Oscar nomination for Titanic."
Titanic için Oscar adaylığı alamayınca çok üzüldü.
"He transformed into a serious actor."
Ciddi bir oyuncuya dönüştü.
"He teamed up with Martin Scorsese."
Martin Scorsese ile işbirliği yaptı.
"Paparazzi followed him day and night."
Paparatzi onu gece gündüz takip etti.
"He was overwhelmed by the fame."
Şöhretten bunaldı.
"People didn't just like Titanic; they were obsessed."
İnsanlar Titanic'i sadece sevmediler; takıntılıydılar.
"He stayed humble and didn't let fame go to his head."
Mütevazı kaldı ve şöhretin başını döndürmesine izin vermedi.
"He was nominated for an Academy Award."
Akademi Ödülü'ne aday gösterildi.
"He faced rejection, poverty, and failure."
Reddedilme, yoksulluk ve başarısızlıkla karşılaştı.
"He was soon fired because he was too disruptive."
Çok yaramaz olduğu için kısa sürede kovuldu.
"She would take the bus with young Leonardo just to take him to auditions."
Genç Leonardo'yu seçmelere götürmek için onunla otobüse binerdi.
"The neighborhood he grew up in was rough and dangerous."
Büyüdüğü mahalle tehlikeli ve zorluydu.
"This story will inspire you."
Bu hikaye size ilham verecek.
"He would dedicate his entire soul to every role."
Her role bütün ruhunu adardı.
"You'll never make it."
Asla başaramayacaksın.
"His mother struggled every single day to give her son a better life."
Annesi oğluna daha iyi bir hayat vermek için her gün mücadele etti.
"A boy raised by a single mother."
Bekar bir anne tarafından büyütülen bir çocuk.
"He grew up in poverty."
Yoksulluk içinde büyüdü.
Tek tıkla bu içeriğe hızlı bir izlenim bırak. Bir aktif yorumun olur; yenisini seçersen eskisi güncellenir.
Bu kelime videoda anında geçiyor.
Videodaki cümle